CELLÂDIN OĞLU
“Bu o!” Dedi kadın. “Durdurman gereken o!”
Omzundaki çuvalla kasabanın kalabalık caddesinde yürüyen iri yarı adama bakarak “Emin misin?”diye sordu.
“Eminim, cellâdın oğlu! Onu tanımayan mı var?”
Topuklarına kadar inen paltosunun her adım atışında dizlerine kadar çıkan siyah çizmeleri dövüşünü izledi bir süre. Ara sıra hafifçe esen rüzgârda uğursuz siyah bir bayrak gibi dalgalanıyor, daha sonra uzun ve güçlü adımlara dolanıyordu.
Bakışı istemsizce yüzüne kaydı. Siyah kaşları açık olan alnının ortasında birleşmiş, kara gözleri beyazı kaybolacak kadar kısılarak sanki dipsiz ve karanlık iki kuyuya dönüşmüştü. Birkaç günlük sakalın altından köşeli keskin çenesinin gerginliği belli oluyordu. Çıkık elmacık kemikleri ile sıradan görünen bir adamken düzgün burnu bu sıradanlığı bozup ona erkeksi bir hava katıyordu. Geriye doğru taradığı uzun siyah saçları her adım atışta savruluyor ve dalgalanıyordu. Asaletle ilgisi olmadığını bu saçlarını arkasında bağlamamasından anlayabilirdiniz.
Nasıl göründüğünü umursamayan bir havası vardı. Göğsünü açıkta bırakan beyaz gömleğinin üzerine boyun bağı bağlamayı lüzumsuz görmüş olmalıydı. Her adım atışta siyah pantolonu kaslı baldırlarını ortaya çıkarıyor bu da ona vahşi bir hayvanın zarif yürüyüşünü hatırlatıyordu. Yanından geçenlerin birkaç adım uzaklaştığı karanlık bir havayı çevresine yayıyordu.
“Onu durdurabilecek misin?”diyen kadına döndü.
“Evet!”dedi kısaca. Sesi sert ve kesindi.
CELLÂDIN OĞLU
BÖLÜM 1
Başından geçirdiği geceliğin önündeki kurdelesini bağlıyordu ki kapı ardına kadar açıldı. Arkasını döndüğünde kocası Otger’in kapıda durduğunu gördü. Onu baştan ayağa süzen adamın arkasındaki hareketlenme Tamara’nın dikkatini çekti. Tanımadığı bir adamın uzun gövdesi kocasıyla birlikte eşikteydi. Genç kadın hızla üzerine alabileceği bir örtü aradı. Sandalyenin arkalığındaki şalını görünce atılıp üzerine örttü.
Gecenin bu saatinde sarhoş kocasının yaptığı patavatsızlığı anlamaya çalışıyordu. “Otger! Burası benim yatak odam!”diye azarladı.
Otger yanındaki adamın geçmesi için yol verirken “Biliyorum karıcığım. Bilmez miyim.”dedi sırıtarak. Sonra kendisi de içeriye girip kapıyı kapattı. Tamara hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bakışı iki adam arasında gidip geliyordu. Diğer adamın bakışları tüylerini diken diken etmişti.
“Sarhoşsun, dışarı çık ve arkadaşını da al!” Buz gibi bir sesle konuşmaya çalışsa da içten içe titriyordu.
Otger üzerindeki ceketi çıkardı. Fırlatıp attığı giysinin nereye düştüğünü bakmadı. Gözleri öylesine farklıydı ki Tamara ondaki bu değişimin yanındaki adamdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için bakışını diğer adama çevirdi. Uzun boylu ve yapılıydı. Neden olduğunu bilmediği bir iticiliğe sahipti. Belki dudaklarına yapışıp kalmış olan sırtlan gülümsemesi, belki de bakışlarındaki tüyler ürperten açlıktı.
“Siz bayım, bir kadının yatak odasına böyle teklifsizce girerek ne yaptığınızı sanıyorsunuz. Çıkın dışarı!”
Adam odanın ortasına doğru yürürken “Ama davet edildim.”dedi yapışkan bir sesle.
“Ne demek davet edildim? Otger?”
Kocası gülümsedi. “Evet, ben davet ettim. Artık yatak odamızın biraz daha ateşli bir hale gelmesi gerekiyordu. Huc’la içerken seni uzun süredir istediğini söyleyince aklıma bu şehvetli düşünce geldi.”
Tamara nefes almakta zorlanarak “Ne demek istiyorsun?”diyebildi.
“Bu gece bu oda inlemelerimizle sarsılacak. Göreceksin sen de hoşlanacaksın.” Genç kadına yaklaşınca Tamara sıçrayarak geri çekildi. “Sarhoşsun. Hemen odamdan çıkın!”
“Ama sevgilim seni onunla paylaşacağıma söz verdim. Oyunbozanlık yapma!”
Genç kadın histerik bir sesle “Odamdan çıkın!”diye bağırdı.
Huc denilen adam da genç kadına doğru gelmeye başlamıştı. Geriye doğru çekilip sırtını duvara dayayan Tamara sırtlanlar tarafından köşeye sıkışmış bir av kadar acizdi. Üzerine gelen iki adamdan kurtulabilmek için pencereye ve kapıya baktı. Onlara savurabileceği bir şeyler aradı. Lanet bir leydinin odasında silah bulunmazdı.
“Defolun odamdan!”diye tısladı.
Yabancı olan parmaklar bedenine uzandığında tiksintiyle kurtulmaya çalıştı. Otger kendini kurtarmaya çalışan kızın arkasına geçti. İki adamın bedeni arasında kalan Tamara çıldırmak üzereydi. Kocası koluna beline dolayıp kızı adama doğru iterken “Kaçmasına izin vermeyeceğiz değil mi Huc?”dedi ve vahşi bir şekilde güldü.
Huc denen adam kızı bedenine bastırırken “Yapma tatlım. Uzun süredir bu anın hayalini kuruyorum. Düşünsene o geniş yatakta yaşayabileceklerimizi, üstelik bu bir aldatma sayılmaz. Seni becerirken her anında yanımızda kocan da bulunacak.”dedi.
Genç kadın boğuşuyor, kendini kurtarmaya çalışıyordu. Ellerini uzatıp adamın yüzüne tırnaklarını geçirdi. Otger kızın ellerini tutmaya çalışınca Tamara avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Belinden tutan ve yatağa yürüyen Otger’den kurtulmak için tepiniyor çığlık çığlığa bağırıyor, birilerinin sesini duyup yardıma gelmesi için dua ediyordu.
Otger kızı yatağa fırlattığı anda kapı büyük bir gürültüyle açılıp arkasındaki duvara çarptı. Adamlar rahatsız edildikleri için öfkeli, Tamara ise kurtuluş ümidi doğduğu için ümitle kapıya baktı.
Tanrıya şükür Kilian…
Tamara’nın erkek kardeşi eşikte durmuş, odada olanları anlamaya çalışan bakışlarını içerideki üçlünün üzerinde gezdiriyordu. Gözlerindeki nefret dolu tiksinti, olayı anladığı anda iki adamın üzerine yoğunlaştı. “Seni namussuz alçak!”diyerek hırlarken belinden kılıcını çekti.
Otger ve Huc bir deve benzeyen sarışın adamın gazap yağdırmaya hazır halinden ürkerek yataktan uzaklaştılar.
Tamara düştüğü yatağın ortasında doğrulup toparlandı.
“Burası bizi yatak odamız Kilian!”diyen Otger, üzerine yürüyen devin durmasını sağlayamamıştı. “Bu bir doğaçlama, Tamara da istiyor, öyle değil mi tatlım?”
Kilian kız kardeşine baktı. Kardeşinin gözlerindeki ifade hayal kırıklığıyla doluydu ve onun düşüncesi genç kadının da hayal kırıklığıyla dolmasına neden olmuştu. “Nasıl düşünebilir, nasıl şüphe edebilirsin?”derken gözleri yanmaya başlamıştı.
Kilian cevabı almıştı. Yeniden adamların üzerine yürüdü. Geniş pazıları ve kaslı boynundaki damarlar duyduğu hiddetten dolayı kabarmıştı. “Seni her gördüğümde tiksinti dolu bir bulantı yaşamam sebepsiz değilmiş Otger. Zaten aşağılık bir adam olduğunu biliyordum fakat bu kadar iğrenç bir sürüngen olabileceğin aklımın ucundan bile geçmedi.”
Huc denen adam çıkışa bakışını çevirirken, Otger, Kilian’ı hala durdurabileceği ile ilgili zavallıca düşüncelere kapılmıştı. “O benim karım. Nasıl davrandığım seni ilgilendirmez. Aramızda olanlara karışamazsın.”Adam bir prensliğin veliahdı olduğunu yeni hatırlamış gibi yerinde dikleşti. “Hemen bu odadan defol! Giderken kapıyı da kapat!”
Kilian adamın iğrençlik ve alçaklık seviyesindeki yükselişe bakarak elindeki kılıcı şöyle bir tarttı. “Evet, bu odadan çıkacağım, kardeşimle birlikte. Ama ondan önce sizin o pis kanlarınızla bu odayı kırmızıya boyayacağım.”
“Ben senin kardeşinin kocasıyım ve gelecekte prensin olacağım. Aptallık yapmadan önce yeniden düşün. Babam senin kurtulmana izin verir mi sanıyorsun? Sonun idam sehpasında bitecek.”
“Senin gibi bir leş yiyiciden kız kardeşimi kurtardıktan sonra nerede öleceğimi umursamıyorum.”
Kilian bu kadar konuşmanın yettiğine karar vererek Otger’in yaptıklarına inanmayan bakışlarına gözlerini dikip kılıcını havaya kaldırdı. Onun gibi bir piçin veliaht olmasına güvenerek yanında kılıç taşımadığını görebiliyordu. Huc denen herifin korku dolu yüzü bembeyaz olmuş, kanı dudaklarından çekilmişti. Önce prensi haklayan adamın kendisine de döneceğini bilerek kapıya atıldı. Kilian adamın önüne adımını uzatıp çelme takarken “Sen nereye gidiyorsun adi herif?”diye hırladı. Sonra şimşek hızıyla kaldırdığı kılıcını çığlık çığlığa bağıran Otger’in kafasına indirdi.
Adamın dehşetle açılmış gözleri yuvalarından fırlamıştı. Dizleri yavaşça bükülürken başı gövdesinden ayrıldı.Kilian işini bitirdiği adama bir kez daha bakma zahmetine girmeden diğer adama döndü. Emekleyerek kaçmaya çalışan adama tekmesini savurdu. Sırt üstü düşen adamın üzerinde bir gazap meleği gibi yükselirken kılıcını ikinci kez kaldırıp adamın göğsüne sapladı.
Tamara yatak başlığına doğru çekilmiş, kardeşinin, kocasını ve diğer adamı öldürüşünü gözünü kırpmadan izliyordu. Ne bir vicdan azabı ne bir korku ne de bir pişmanlık… Bu daha önce yapılması gereken bir durumdu. Vesper’in babasını öldürdüğü ve yerine geçtiği zaman, ya da Tamara’yı on altı yaşında Otger’le evlenmeye zorladıkları zaman, ya da Otger’in pis hayatıyla genç kadının hayatını bir paçavraya çevirdiği zaman…
Kanlı kılıcını cesetten çekip çıkaran genç adam yerde yatan iki adama doğru tükürdü. Sonra kız kardeşine döndü. İşte o zaman genç kadın ne yaptıklarının farkına vardı. Dışarıdan gelen uğultu bu odada olanların gizli kalamayacağını gösteriyordu. Yataktan fırlayıp kardeşinin karşısına dikildi. “Hemen gitmelisin!”
Kilian keskin yüz hatlarını taşa çeviren bir kaş çatışla “Olmaz!”dedi. “Sizi burada korumasız bırakıp gitmeyeceğim!”
Genç adam sözünü henüz bitirmişti ki kapıdan giren ince yapılı, Tamara’ya benzeyen yaşlı kadın “Tamara haklı, buradan hemen gitmelisin.”diyerek telaşlı adımlarla yaklaştı. Elika için yerde yatan ölü adamların hiçbir önemi yoktu. Eğer oğlu onlara kılıç çekmişse mutlaka haklı bir sebebi vardı. Kilian’nın kolundan tutup kapıya çekiştirdi. “Git buradan! Bizi merak etme, kendimize bakabiliriz!”
“Hayır anne!”diye direnen oğlunun kolundaki parmaklarını sıkıştırdı. “Babanı kaybettim! Ailemden birini daha bu canavarlara kurban vermeyeceğim! Hemen buradan gideceksin, hem de arkana bakmadan!”Sonra parmaklarının ucunda yükselerek “Demirciyi bul. Kayıp topraklar…”diye fısıldadı.
Kilian onun ciddi olup olmadığını anlamak için dikkatle yüzüne baktı. Kadın başını salladı. Gözleri hiç olmadığı kadar kararlı bakıyordu. “Bir gün geri döneceksin. Daha güçlü olarak ve peşinde adamlarınla.”dedi sır verir gibi… “O zaman kadar sen ve geride kalan bizler, hayatta kalmaya çalışacağız. Kaybettiklerimizi geri almak ve topraklarımızdaki böcekleri temizlemek için… Şimdi git!”
Kilian kasılan çenesiyle başını salladı. Kılıcını kınına yerleştirip kadına sarıldı. Sonra birkaç adım ötede duran kız kardeşine doğru yürüdü. Sıkıca kucakladığı kızın ayaklarını yerden keserken kulağına “Geri döneceğim!”diye fısıldadı.
Tamara’dan uzaklaşıp kapıdan çıkarken bir daha arkasına bakmadı.
&&&&&&
Kilian çocukluğunun geçtiği şatodan ayrılırken geride kalan ailesi için endişelenmekten başka bir şey düşünemiyordu. Annesinin bahsettiği demirciyi biliyordu. Bu konuyu daha önce defalarca yaşlı kadınla konuşmuşlardı. Bir kaçış planına ihtiyaçları vardı. Tedbirli olan ve bu günün geleceğini öngören her aklı başında adamın yapacağı gibi Kilian da bir plan yapmıştı. Bir gün bu topraklardan kaçması gerekirse ki, bu kaçışı ailesiyle yapacağını ummuştu, bir plana ihtiyaçları olması gerekiyordu.
Kalenin dar ara sokaklarında hedefine bir an önce ulaşmak için hızlı ve uzun adımlar atarken Tamara’nın bir çılgınlık yapmaması için dua ediyordu.
Kız kardeşi öfkelendiğinde ya da köşeye sıkıştırılmış bir kedi gibi kendini savunmak durumunda bırakıldığında çılgınca şeyler yapabilirdi. Sakin görüntüsünün altında için için yanan bir kişiliğe sahipti. Bir prenses gibi yetiştirilmiş olması, bu kişiliği gizleyerek bastırmayı öğretmişti.
Lanet okuyan genç adam, babasına düzenlenen suikastı engelleyemediği için yeniden kendine küfretti. Burada olmaması genç adamın suçu olmasa da, yine de ailesinin düştüğü zor durum için pişmanlık duymaktan kendini alıkoyamıyordu.
Babası Prens Ludolf topraklarını adaletli ve merhametle yöneten bir adamdı. Güçlü ve gerektiğinde savaşmaktan kaçınmayan, aynı zamanda tebaasını korumak için her şeyi yapan bir prensti. Emri altındaki kontlukların bir gün kendisini sırtından vuracağını düşünmeyecek kadar da iyi niyetliydi.
Üç yıl önce sınırda çıkan karmaşa için ordusunun bir bölümünün başına Kilian’ı vererek gönderdiği savaştan geri döndüğünde, bunun bir tuzak olduğunu anlamak için babasının cesedini görmesi gerekmişti. Birkaç kontluğun birleşmesiyle -ki başlarında Vesper vardı- sahte bir karışıklık çıkartılmış, Kilian saraydan uzaklaştırılmış ve Prens Ludolf’a suikast düzenlenerek haince sırtından vurulmuştu.
Yumruğunu sıkarak o günü düşünmemeye çalıştı.
Birkaç sokak sonra annesinin sözünü ettiği demircinin dükkânına ulaşmış olacaktı. Peşinden birilerinin gelip gelmediğini anlamak için sık sık geriye bakıyor ve dikkat çekmemeye çalışıyordu.
Sokaklar, kalede yaşananlardan bihaber olan halkın günlük telaşıyla sıkışıktı.En fazla birkaç dakika sonra peşine düşecek olan askerlerin varlığıyla bütün sokaklar bir keşmekeşe dönecekti.
Pazar yerindeki gürültü ve kalabalığı geride bırakıp ilk sokaktan saptı. Evler birbirine oldukça yakın ve iç içeydi. Karşılıklı pencerelere gerilmiş iplere çamaşırlar ve kış için renkli sebzeler kurutulmak amacıyla asılmıştı.
Başına değen çamaşırları hırsla iterek hızlandı.
Oyalanacak bir dakikası bile yoktu.
Taş bir kemerden geçip ulaştığı açıklıktaki dükkânları bir çabucak gözden geçirdi. Daha önce gelmeyi düşünse de bir türlü fırsat bulamamıştı.
İki kanatlı geniş tahta kapının sonuna kadar açık olduğu dükkâna doğru yürüdü. Gün ışığından sonra içerisi karanlık gelmişti genç adama. Gözlerinin bir süre alışması için beklerken “Demirci Ladon!”diye seslendi.
İçeriden bir kadın sesi “Kim arıyor?”diye sordu.
“Bu sorunun cevabını ancak kendisine veririm.”
Kilian taş zemine bırakılan demirin ağır tıngırtısını duydu. Sonra kadınsı hafif adımlar genç adama yöneldi. Arkadaki harlı ateşin önünden geçen ince bedeni sadece siyah bir gölge olarak görebilmişti.
Bir dakika sonra kapı eşiğinde duran genç adamın olduğu aydınlık alana genç bir kadın girdi. Yanakları kızarmış, arkada tek örgü olarak topladığı saçları dağılmıştı. Kolları açık bir tunikten, kaslı ama ince pazıları görünüyordu. Önüne geyik derisinden yapılmış bir önlük bağlamıştı. Sıçrayan kıvılcımlarla yer yer delik olan bu önlüğün altında dizine kadar çıkan çizmeleri görünüyordu.
İncelemesini bitiren Kilian’nın bakışı kızın yüzüne çevrildi. Esmer teninde en az arkasındaki ocakta yanan kömürler kadar siyah, badem şeklindeki iki göze bakışları takıldığında kaşlarını çattı. Kalp çeklindeki zarif yüz çizgileri, ince kanatlı düzgün burnu ve yanaklarından daha kırmızı dolgun dudaklarıyla şaşırtıcı bir çekiciliği vardı kızın.
“Demirci Ladon’un kızı mısın?”
“Bu soruyu ancak kimin sorduğunu öğrenirsem cevaplarım.”
Genç adam kızın inatçı gizemliliğine sinirlenmişti. “Kilian!”dedi hırlar gibi. “Şimdi Demirci Ladon’un nerede olduğunu söyle. Oyalanacak zamanım yok!”
“Prens Kilian?”
“Artık değil. Sıradan bir adamım. Şimdi cevap verecek misin?”
Kız elini önlüğüne silip genç adama uzattı. “Demirci Ladon benim. Ne istemiştiniz?”
Kilian tokalaşmak üzere uzatılan narin ama nasırlı ele bir süre inanamazlık dolu bakışlarla baktı. Bu bakışlar kızın yüzüne çevrildiğinde kesinlikle şaka yapıldığına karar vermiş görünüyordu.
Genç adam kızın sıkmak için uzatılan elini görmezden gelerek “Bu kadar şaka bence yeterli. Şimdi gidip babanı ya da her nesi oluyorsan Demirciyi çağır. Zaman aleyhime işliyor.”dedi asabi bir sesle.
Sonia her zaman karşılaştığı bu duruma alışmıştı. Genelde bu oyunu biraz çarpıtıp babasını çağıracağını söylerdi. Fakat bu defa karşısındaki adamından yayılan ciddi ve kızgın havadan etkilenmişti. Yüzündeki gülümsemeyi silip donuk bakışını genç adamın gözlerine kilitledi. Bakışı kadar ciddi olan sesiyle “Demirci Ladon benim. İki yıl önce babam öldüğünden bu yana demirci dükkânını ben işletiyorum. Şimdi size nasıl yardımcı olabilirim Lord Kilian?”
Kadın ciddiydi. Bakışı duruşu ve sesi şaka yapmadığını söylüyordu. Annesi Demirciyi ayarladığını söylerken bir şeyi gözden kaçırmıştı. Adamın iki yıl önce öldüğünü… Ya da biliyordu ama bu ufak ayrıntıyı Kilian’a söylemeyi unutmuştu. Karşısındaki narin kadın her ne kadar demircilik yapıyorum dese de ince hatları ve yaşı onun işine yaramayacağını gösteriyordu.
“Yanlış geldim. Bana sen yardımcı olamazsın.”
Sonia küçümseme dolu bu sese olan kızgınlığıyla gözlerini kıstı. “Bu kanıya nereden sahip oldunuz söyler misiniz?”
“Görüyorum.”diye aynı öfkeyle yanıtladı genç adam.
“Ne gördüğünüzü bana da söylerseniz…”
“Babasının yerini almaya çalışan küçük bir kızın demircilik oynadığını…”
Sonia içeriden kızgın bir demir kapıp bu ukalanın küçümseme dolu gözlerine sokmayı istiyordu. “Kayıp topraklara geçmek için yardımımı istiyorsanız benden özür dilemeniz gerekecek!”
“Sen nereden…?”Kilian cümlesini bitirmedi. Öfkeyle elini yüzünden geçirdi. “Sen Ladon’sun!”diye hırladı.
“Söylediğim de buydu.”Sonia alaycı bir şekilde sırıttı.
“Kahretsin!”
“Bildiğime göre kahretsin bir özür cümlesi değil.”
Kızın çokbilmiş siyah gözlerindeki beklentiye cevap vermek gerçekten de güçtü. “Bütün o kaçakları karşıya geçirenin senin gibi genç bir kız olması inanılmaz.” Diye homurdandı.
“Bu cümlenin içinde de özür dilerim kelimelerini seçemedim.”
Dişlerini sıkan Kilian “Özür dilerim Demirci Ladon!”diye tısladı.
Sonia zevkle “Rica ederim. Şimdi beni takip edin.”diyerek dükkânın karanlık olan iç kısımlarına doğru yürüdü.
Kilian ise gördüğü her yüze şüpheyle yaklaşarak sokağı taradı ve kızın arkasından içeriye girdi.
